Yeni bir yıla girmek bana hep biraz tuhaf hissettirir. Kalabalık bir peronda duruyormuşum gibi. Elimde bilet yok, bir yere yetişmeye çalışmıyorum ama yine de bekliyorum.. Sanki bir tren çoktan gitmiş, diğeri gelmek üzere ve ben hangisine el sallamam gerektiğinden emin değilim.
Gidenin arkasından bakıp içimden sessizce “keşke” mi demeliyim, yoksa gelenin önünde durup henüz ortada hiçbir şey yokken fazlasıyla umutlanmalı mıyım.. bilmiyorum. Bazen ikisi aynı anda oluyor. Bu da bir kafa karışıklığı değil aslında. Daha çok insana ait bir hâl.
Bir yıl biterken hissedilen şeyin tam olarak hüzün olduğunu da sanmıyorum.. Hüzün daha net bir duygu. Bu daha çok yarım kalmışlık gibi. Olabilirdi’lerin, belki de hiç olmayacak ihtimallerin, insanın içinden sessizce geçip giden ağırlığı gibi.. Ama aynı anda, yeni bir yıl yaklaşırken beliren o tanıdık his de var. Bu sefer farklı olabilirdi.. Kanıtı olmadan, bir kez daha kendine inanmak gibi.
Yeni yıl biraz da insanın kendisiyle yaptığı sessiz bir pazarlık gibi geliyor bana. Geçen yıl yapamadıklarımızı önümüze koyuyor, bu yıl daha iyisini yapacağımıza dair sözler veriyoruz. Ne kadar tutulur belli değil. Zaten çoğu zaman tutulmadığını da biliyoruz. Ama yine de vazgeçemiyoruz. Çünkü insan, umudu tamamen susturabildiği bir yaşa kolay gelmiyor. Susturabildiğini zannetse bile.
Bu zamanlar bana “ait olmak” meselesini daha çok düşündürüyor. Ait olmak… Söylerken bile netleşmeyen bir kelime. Sanki ağzımızdan çıktığı anda anlamının bir kısmını kaybediyor.
Bir yere alışmak mı bu? Orada kök salmak mı? Yoksa sadece hiçbir şey açıklamak zorunda kalmadan kabul edilmek mi?
İnsan neye ait olur gerçekten, bilmiyorum. Bir şehre mi, insana mı, hayata mı? Yoksa ait olmak dediğimiz şey bazen sadece bir anlık bir hissin adı da biz ona fazla mı anlam yüklüyoruz? Belki de ait olmak, sürekli aradığımız ama nadiren fark ettiğimiz bir şeydir.
Bazı aitlikler gürültülüdür. İlan edilir, gösterilir, ispatlanır. Benim aklımda kalanlar öyle olanlar değil.. Daha çok sessiz olanlar. Kimsenin fark etmediği ama insanın içinden geçip giden hâller. Bir yerde kısa bir süre durabilmek. Yük olmadan. Haklı çıkmaya çalışmadan. Kendini anlatmak zorunda kalmadan.
Ait olmak bazen bir yere uzun süre tutunmak da değil sanki.. Bazen sadece bir anlığına, hiçbir açıklama yapmadan orada kalabilmek. Bu da sanıldığı kadar sık rastlanan bir şey değil.
İnsan hayatı boyunca pek çok yere temas ediyor. Bazı yerlerde tam oturuyor, bazı yerlerde hep biraz eğreti kalıyor. Yine de deniyor. Çünkü ait olma ihtiyacı vazgeçilebilen bir şey değil. Ertelenebilir belki, bastırılabilir, başka şeylerle de karıştırılabilir ama tamamen yok olmuyor.
Yeni yıl belki de bu yüzden böyle hissettiriyor. İnsana yeni bir yere ait olma ihtimali sunuyor. Henüz adını koyamadığımız bir yere. Henüz kirlenmemiş, henüz bizden vazgeçmemiş bir zamana. Ya da en azından öyle olmasını umduğumuz bir zamana.
Artık yeni yıldan büyük devrimler beklemiyorum. Ne her şey değişsin istiyorum ne de kendim bambaşka biri olayım. Daha çok şuna niyet ediyorum: Beni ben yapan şeyler artsın. Sessizce iyi gelenler. “Buradasın” diyenler. “Oluyorsun” diyenler. Her geçen an var olduğumu hatırlatanlar.
Belki ait olmak tam da budur. Gösterişsiz, iddiasız ama insanın içine yerleşen bir his.. Kolay tarif edilemeyen, ama kaybolduğunda hemen fark edilen bir şey.
Yeni yıla da böyle girmek istiyorum. Büyük cümleler kurmadan.. Ama içimden geçenleri de inkâr etmeden.. Her şeyi düzeltmeye çalışmadan.. Her şeyi anlamlandırmak zorunda kalmadan..
Belki bu kadarı yeter.
Belki yetmediğini kabul etmeye de gerek yoktur.
Şimdilik.
Kalemine sağlık Şifaa. O kadar güzel ki. Sen hep yaz
Tesekkur ederimm 🙂
Dile dökülemeyenlerin bu kadar güzel yazıya geçirilmesi de sana AİT, sana özel bence ❤️ellerine sağlık 💐
Canim Hilal 🙂 tesekkur ederiim..